|

>mahsül: ooonnn...
Değilse nedir?
 
taksicilik müessesesi, çağımızın vebası.
yok yok sarı humması. Kendilerine sarı humma falan demek istemem aslında
ama insana verdikleri
hastalık hissi, istanbul'da faaliyet gösteren taksicilerin, yani
artık kim bilir hangi sebepten yarım akıl hastası olmuş bu
sarı benizlilerin ortak özelliklerinden biridir.
yakın mesafeye gitmezler. yakın mesafede trafik varsa hiç gitemezler.
yakın mesafede yağmur yağıyorsa, arabaya dahi almazlar, yakın
mesafede kar varsa, sizi gördüklerinde tıslarlar,
taksi cevirmeye çalıştığınıza bin pişman olursunuz.
sadece
yakın mesafe değil tabi, madem başladık, bu ırkın diğer hizmet kriterlerini
de anlatmak lazım:
taksi şöförü değil, taksiye binen müşteri
bozuk para taşımalıdır:
bu ne nasıl bi mantık arkadaşım? ben bugün bakkala gitsem, yarım ekmek
arası kavurma alsam, bakkal amacaya 20 milyon versem, beni döver mi?
haşa, bozar paramı, bazen üzerini sakız olarak verir. maksat vatandaşın
işi görülsün. ticari olan sensin arkadaşım. ben
niye bozuk taşıyorum? ama taşıyorum öte yandan. üç buçuk
atıyo afedersiniz götüm taksici görünce. yalan diil.
  
taksiciye bozuk para en fazla 500 binlik
halde verilir:
hadi bakalım, peki buna ne demeli? taksici adama 3 milyonu 250 binlik
olarak vermeyi yiyo mu götünüz? yemez. çünkü o dolmuşçu değildir. naapsın
bozuğu? nasıl olsa, 4,6 ytl yazan bir tarifeyi 5 ytl ile ödediğinizde
paranın geri kalanın üzerine yatacak.
bozuğu olmayan müşteri, kar
kış kıyamet dinlemeden, bir büfe önünde arabadan tükürülür:
neden? evet neden? gitsin parasını bozsun diye.
taksiye
öyle aynı yöne giden üç arkadaş birleşilip binilmez:
nası yani? ben bunu bizzat taksiciden duydum. kıl oluyormuş efendim
böyle toplu taşımalara hizmet etmeye. taksicilik adabı kaybolmuş. bahçeşehire
gitseler almazmış. kıçımı ye sen benim - diyebildim mi?
diyemedim haşa, baktım öyle melül melül.
  
bir
taksici her konuya vakiftır. siyasetten dine, insan
haklarından futbola, tüm dünya meselleri ondan sorulur. sorulmasa bile,
sorulmalıdır:
ben bunu da çok düşündüm. niçin oruç tutmuyorsun diye konuya dalan taksiciden,
saadettin tantanın en büyük siyasetçi olduğunu düşünenine kadar, birçok
taksiciyle seviyeli sohbetlerim oldu. efendim, bu adamlar yolda, trafikte
deliriyorlar ya, ha, işte delirdikten sonraki kısımda her dediklerinin
doğru, hatta insanlar için tek doğru olduğuna, arabaya inen müşterinin
bunlarla aynı fikirde olma zorunluluğuna inanıyorlar. ya da artık hergün
her çeşit insanla muhabbet etmekten, bi kümülatif, ortaya karışık
kültür birikimleri oluyor. ama haklılar, her zaman.
uzun lafın
kısası, her sabah taksiye binen, binmek zorunda olan biriyim. taksici
deyince un ufak oluyorum. dilim damağım kuruyor. şimdi yakına gidiyorum
diye beni arabadan atacak, eyvah ya cebimde bozuk yoksa, acaba
gündemi ne kadar takip edebildim? diye histeri nöbetlerine giriyorum.
çok dertliyim. çok.
  
mektup at
<<< maziye bir bakıver...
a dön (ana sayfa oluyo yani)
|