>mahsül: dokuuz...
TÜtÜN OtELi--+------+----+-+----------+----+-+

Bölüm - 5

- Olm Himmet, senin anuna koyayım, hayvan herif! Tam bağlamıştım lan karıyı, sıçtın şu güzel ortamın içine. Lucifer beni kobra yılanı yapar inşallah! Götünü sokucam senin lan, kaçma!

- Bırak lan bırak. Aşkımı bu kirli oyundan kurtarmalıyım. Sikerim satanistik filan. Ben aslında Türkçe pop seviyorum anlıyor musun? Kenan Doğulu’nun müridi olucam ben. Çekil önümden yarraam. Çekil...

- Siktir len dallama! Yıllardır bizi yiyordun demek, en baba death metalci benim diye. Ben de İbo seviyorum, söylüyor muyum lan kimseye götveren? Lucifer seni Kenan Doğulu’nun kasık biti yapsın da gör.

- Laleğğğğ?
...............................

O sirada başka bir odada, Lale, her türlü numarayı çekmesine ramen, artık aşırı alkolden mi, yoksa heyecandan mı bilinmez ama bi türlü havlet olamayan Hüseyin’i gaza getirmeye boşuna uğraşıyordu. Odalarının kapısı üç kere üst üste kırılırcasına vurulup, kapının önünde Himmet buzağısını kaybetmiş büyükbaş hayvan gibi böğürmeye başladığında, Hüseyin de az buçuk kendine gelmeye başladı.

- Ayfer? Bu sen misin canım?

- Ne Ayferi salak herif, yapacaksan çabuk yap artık. Bak kapıyı kıracak öküz.

- Laleğğ, aç kapıyı diyorum sana, kurtaracağım seni burdan.


- Bana bak Himmet, beni kimse kurtaramaz anladın mı? Ben çok fena depresyondayım bi kere. Ayrıca I heyt yu ol. Anladın mı?

- Ayfer? Tatlım? Bu gelen kim? Annem mi?



- Ay çıldırciim, fak yu, fak fak! Fak dı sistem ayrıetten. Ben tüm bunları hakketmiyorum ya! Berbat ettin bak yepyeni mango elbisemi, kusma üstüme. Ayyy!

-Lalem, zalim, kurtarmaya geliyorum seni bi tanem..

-Sana kaç kere söyledim Himmet, ben tehlikeli, uyuşturucuların kitabını yazmış bi kızım. Kendine daha iyisini bul dedim. Ben kimseye bağlanamıycam..Ay yeter, kalk sen de üstümden, way mi? Gad dam yu al!


-Ayfercim, bu ilk gece heyecanı, söz veriyorum bişey olmayacak. Gel buraya.

-Yettim Lale! Aşk çiceğim, sensiz sabahlarıma gün doğmaz, şarkılarım yarım kalır. Anlıyor musun?
Ah Himmetcim, ah tatlım. O yengeç bucunun naif, aşka aşık hayalperest yanı değil mi seni bu denli içli köfte gibi duygu yumağı yapan? Ama mamaif, tüm bu temiz kalbin, salaklığın, seni şu anda küvetinde, porno dergi bakarak sigara içen Lucifer’in gazabından kurtarabilecek mi bakalım?

Bak görüyor musun? Ayfer kendine gelince, çığlık çığlığa kocasını aramaya başladı. Kendi kusmuğunun içinde, Zeki Müren’in, “Kalplere vur bir zımba” şarkısını mırıldanarak, belli belirsiz kalçasını kıvırtan Hüseyin’i koridorların birinde bulmakta gecikmedi. Osman, çoktan suçu senin üzerine atmak ve Luciferin gazabından kaçmak için bin türlü planı kurmuş, Lale, seni yüzbilmem kaçıncı sefer reddetmişti.

Ben ise, otobüs kulakluığından bangır bangır Yıldız Tilbe dinliyor, son yudum pasiflora'mı senin şerefine kaldırıyordum. B kentine 2 saatlik yolum kalmıştı ve az sonra, muavin, kuru kraker ve çaydan oluşan kahvaltımızı zorla yedirtmek için, tüm yolcuları dürterek uyandıracaktı.



Ve işte kutlu an geldi sayın okuyucu. Güneşin dağların arkasından ışıklarını sızdırarak, gözlerimizi mavi bir aydınlıkla buluşturduğu, Ayfer’in Hüseyin’i balayı suitlerine sürükleyerek, ağzındaki kusmukları bile silmeye gerek duymadan, kemerini çözüp, gelinliğini az buçuk yukarı sıyırarak tepesine çıktığı ve çok derinlerden duyulan hafif bir yırtılma sesiyle kendini, kadınlığın gizemli, kan sızan dünyasına bıraktığı, Lucifer’in banyodan pembe havlusuna sarılarak çıkıp, karşısında suçlu suçlu önlerine bakan üç müridine “Demek başarağmadınız hağğ?” diye bağırıp, yanan sigarasını döşemeye fırlattığı ve benim, tuzlu krakerimi sabahın ilk çayına batırarak, ağzıma götürdüğüm, o tatlı, o güzel an sonunda geldi. Sizinde anlayacağınız üzere, öykümüz yavaş yavaş sonlanıyor cici okuyucu.

Gün doğumu ile birlikte, Hüseyin’in ve Ayfer’in annelerinin içinde bulunduğu kasaba halkı, akşam yiyip içktiklerini boşaltmak için, zayıf gün ışığında mahmur mahmur tuvalte yönelmişler, Pazar sabahının ayazında bağzı fırıncılar kepenklerini açmaya, dolmuşçular, otobüs şöförleri 'Marş basmıyor, ulan!', 'Ne de soğuk!' diye küfretmeye, sabah ezanı kasabanın üç yerinde ayrı ayrı okunmaya başlamıştı. Bizlerse B kentinin puslu, kalabalık otoyoluna girmiş, camdan sıklaşan doğal gecekondu örtüsünü, giderek genişleyen kentin kendini yiyip bitiren keşmekeşini izliyorduk. Lucifer giderek sıklaşan yenilgilerini, insanların artık kendisine ihtiyaç bile duymadan arsız ve ahlaksız oluşlarını ve kozmetik ürünlerinin neden bu kadar pahalı olduğunu düşünüyordu. Tütün Otel’inde sivilceli, ergen oğlanlar, yataklarından kalkmış, müşterilerine haşlanmış yumurtalı, ucuz beyaz beynirli kahvaltılarını hazırlamak için mutfağa yönelmişlerdi çoktan.


Sonra ne mi oldu? Aslında adetim değildir ama anlatayım sevgili okuyucum. Ben B kentindeki kedi çişi aromalı, yanlız ve havasız apartman daireme yorgun ve uykusuz ulaştım. Kapıyı açıp, tanıdık ev kokusunu içime çekerek, bir kez daha özgür olduğuma, hayatta olduğuma sevindim. Sizler Pazar sabahına akşamdan kalma uyandınız, mideniz yanıyor, gözleriniz kuyuya batıyordu. Lucifer, Himmet ve Lale’ye Tütün Otelinde yirmi senelik temizlikçilik, Osman’a ise Tütün Gazinosunda bir o kadarlık piyanist şantörlük cezası vererek, pembe Chervolesine atlayıp, bir daha uğramamak üzre Anadolu kasabasını terk etti. Himmet bir süre sonra, kasabadan bir ev kızına vuruldu. Beraber popstar izleyerek Lucifer’i ve Lale’yi hepten unuttular. Lale, cezası dolmadan, rujuyla bir duvara “fak yu oll!” yazarak Bodruma kaçtı. Aradığı sevkat ve özeni, kendini her gün döverek ıslah eden ellili yaşlarında bir eski solcu, alkolik kırmasında buldu. Osman, piyanist şantörlük işini çok sevdi. Kasaba kasaba, şehir şehir dolaşan, gizemli ve ürkütücü bi kumpanya kurdu.

Dolaştığı kentlerde, ardında, gece birden bire kaybolan bakire kızların, ev kedilerinin, güçlü delikanlıların gözü yaşlı ailelerini bıraktı. Ayfer ile Hüseyin’e gelince iki seneye kalmadan boşandılar. Ayfer’in fena halde adı çıktı. Büyük şehire kaçtı. Boşanmalarının sebebi ise, allahasen çok safsın be okuyucu, Hüseyin boş yere çalmıyordu heralde o kadın iç çamaşırlarını balkonlardan. Giyordu onları evet. Anlayacağın, hibneydi, şoroloydu Hüseyin. Ya, ya. Hayat ne tuhaf, martılar felan.



---- bitti işte. naapcan şimdi?


mektup at

<<< maziye bir bakıver... ........ ilerleyelim abiler >>>

gecikmelerin ve iptallerin sitesi a dön (ana sayfa oluyo yani)