|

>mahsül:
sekiiz...
TÜtÜN
OtELi--+------+----+-+---- ------+----+-+
Bölüm
- 4
      
Sabah 4:20
olmuş, güneşin doğmasına iki saatten az bir süre kalmıştı. Ve fakat
bizler henüz ertesi gün bizi idame edecek uykunun bir gramını bile alamamıştık
bünyeye. Hüseyin’in nasıl olur da Lale’nin “Bir içki daha, gerdekten
evvel sana iyi gelir yiğidim” tuzağına düştüğünü, Ayfer’in ne akla hizmet,
“Fazla buzunuz var mı hanfendi?” diye kapıyı çalan
Osman’ı odaya aldığını düşünmekteydik. Hatta beyaz dizi izleyen yaşlı
teyzeler gibi sinirlenmiş, Ayfer’e “Kuzum adamın derdi buz olsa, resepsiyondan
ister, salak mısın yahu?”, Hüseyin’e ise, “İçme o ilaçlı içkiyi
allahın salağı” diye söylenmekteydik.
Ne oldu canım? Siz hiç korku filmlerinde sinirlenip,
“ Tavana bak lan, ordan atlıyacak üzerine yaratık.
Kızım baksana aynalar konuşuyor lavobodan kan geliyor, bağırcağına kaçsana
ordan! Girme lan gece vakti çıplak çıplak suya!” diye söylenmiyor musunuz?
Yada Nuri Alço’ya, “amca, baba yarısıdır” diye diye
zavallı Emrah’ın annesine hallendi diye kızmadınız mı hiç? Müjde Ar’a
“O çocuk seni düdükledi bi kere, hayatta almaaz” demediniz mi bilmiş
bilmiş? Öyleyse hiç sevmemiş, sevilmemişsin sen okuyucu...
 
Velhasıl kelam, Lucifer müritlerinden gelecek güzel haberleri bekler,
küvetin suyunu 38,5 derecede sabitlemeye çalışırken (sanılanın
aksine Lucifer sıcağa hiç gelemezdi), Ayfer, elinde kristal
bir konyak bardağı tutan Osman ile tanışmış, Hüseyin ise ilaçli içkisini
içip, kafalar bir milyon, yani nasıl diyeyim, böyle bombaa halde, Lale’nin
tuzağına düşmek için geri sayıyordu. Ama bize bir kadının baştan çıkması
nedense daha ilginç gözüktüğünden ilk olarak, Ayfer’in kızlığını yitirmeyi
beklediği suite çeviriyoruz bakışlarımızı. Yok size bu yeterince ilginç
gelmediyse, başka yere bakın, hahayt! Bazen çok eğleniyorum yazarken
yahu.
    
Artık kullandığı parfümden midir, yoksa Lucifer’in kıçından
kopan kıl sayesinde girdiği metroseksüel kılıktan mıdır bilinmez,
Ayfer kapıyı açar açmaz, Osman’dan volt volt elektrik alarak, oha filan
olmuştu. (Modern Türkçemizin şu nadide kavramlarının hepsini cümle içinde
kullandım ya, artık Ayfer isterse Lucifer’in köpeği olsun, vallahi umrumda
değil.) Osman tam da bir cümle kadın dergisinin beyaz atlı prens diye
allayıp pulladığı cinsten bir erkek kılığına girmişti zira. Geniş
omuzları ve parlak dişleriyle Seymen Ağa tonlamasında konuşuyor,
kıçındaki kottan Prada, gömlerinden Gucci amblemi açık ve net okunuyordu.
Bu yüzdendir ki Ayfer hala gelinliğinin üzerinde olduğunu, kocasının
kuvvet macunu peşinde resepsiyona inmiş bulunduğunu ve hatta annesinin
yıllarca “Yabancılarla konuşma, tanımadığım kişilere kapıyı
açma” öğütlerini unutarak, buz bakmak için mini bara doğru
yönelirken, Osman’ı içeri davet etti. ----+----+
“E buraya kadar olan kısmı biz zaten biliyoruz”
diyeceksiniz. Haklısınız okuyucu ama olaylar burdan sonra acaip fantastik
bir hal alacak. Misal suitin pencereleri bir anda rüzgardan açılacak,
Ayfer’in içine bir titreme gelecek, Osman Ayfer’e konyak ve aşk çikolatası
ikram edecek, o sirada birden fonda Elvis’ten “Love me Tender”
çalmaya başlayacak, Osman “Bir dönem sihirbazlık yaptım” diyerek ve
Lucifer’den ödünç alıp, evde geliştirdiği mistik güçleriyle,
odada tatlı bir bahar rahiyası estirecek, Ayfer’in kulağının ardından
bir peni, mendilinden gül çıkartarak türlü türlü sevimlileşecek. Haliyle
biz tüm bu çalışılmış karı kız tavlama teknikleri karşısında bayacağız,
kanal değiştirmek isteyeceğiz. Of of...
  
Tabi sabahın kör saatlerine kadar uykusuz kaldıysanız
atık yol boyunca karanlığın içinden süzülen her nesne size başka türlü
tuhaf gelmeye, ağaç kökleri cinlik taslamaya, yanınızda uyuyan yol arkadaşınız
şeytani güçlere sahipmiş gibi görünmeye başlıyor. Bana da öyle oldu
okuyucu. Osman Ayfer’e aşk çikolatasını tattırıp, yeni gelini bir rüya
aleminde korkunç planlarına doğru sürükler, Hüseyin Lale’nin bacak arasında
bir türlü sertleşemezken, iyice sapıtmaya, otobüste karanlıkta yol alan
yüzleri maviye çalan kişilerin aslında ölü olduklarını, az sonra uykularından
ağır ağır doğrularak hep birlikte bana saldıracaklarını düşünmeye başlamış,
iyice zıvanadan çıkmıştım. Neredeyse B kentine sağ sağlim ulaşabilmek,
günün ilk ışıklarının dağların ardından sızdığını görebilmek için yalan
yanlış bildiğim tüm duaları okumak üzereydim. Ama sağolsun Himmet salağı,
tek bir hamleyle beni tüm paronoyak fikirlerimden uzaklaştırdı. ---+
- Ne arıyorsun lan sen burda!
- Lale’yi arıyorum Osman, söyle bana o nerde?
- Ciyaak! Bu da kim Erkut? Erkut bu ne hal böyle? Aman allahın
siz kimsiniz, benim odamda ne işiniz var? (Bakınız tam burda birden
ayılmış Ayfer’in sesini ilk defa duyuyoruz. Ben de isterdim şu kadına
şöyle idealist, feminsit bir köy öğretmeni, bir Çalıkuşu imaji çizmek.
Ama kısmet diilmiş okuyucu.)
- Şimdi sıçtık işte. Bakın hanfendi açıklayabilirim. Ahh, vurmayın.
Ben biz, şey...
- Defolun burdaaan. Hüseyinn, Hüseyin nerde? Kocam kayıp, Allahım,
neden ben? Hem de zifaf gecemizde? (Şimdi olmadı bak. Bi kadın zifaf
gecesi dememeli, eğer türk filminde geçmiyorsa bu replik. Ama Ayfer’in
kafası epey karışık, kanında hala yakıcı, şeytani aşk iksiri dolanıyor.
Ne dediğini bilmiyor olabilir. Bu konuyu sabah kahvaltıda tartışalım
isterseniz.)
  
---- de
diğer bölümü bekleyecen bi zahmet...
mektup at
<<< maziye bir bakıver............
ilerleyelim abiler >>>
a dön (ana sayfa oluyo yani)
|