>mahsül: altıııı...

TÜtÜN OtELi--+------+----+-+----------+----+-+

Bölüm - 2



A
slında Ayfer, balayında en azından Güney'de bir yere gitmek istemişti. Oysa gelininden hoşlanmadığını anlamış olduğumuz kaynana, sözde bir süprizle, hepi topu iki süiti olan Tütün Oteli'nin balayı süitini tutuverdi gençler için. Genç dediysek, siz de hemen gaza gelmeyin. El değmemiş çiftimiz neredeyse otuzlarının ortasına gelmişlerdi. Ayfer, gizli gizli Cosmopolitan dergilerini takip ederken, Hüseyin'in at yarışı oynamak ve komşu kadınların balkonundan iç çamaşırı çalmak dışında bildiğimiz bir günahı yoktu. Gerçi yıkanmış, temiz iç çamaşırları ile ne yaptığını pek bilemiyoruz. Dikkat ederseniz, buğulu gözlüklerinin ardında, cehaletin verdiği sinsiliği hemen seçebilirsiniz. Anasının oğlu işte, noolcak.

Düğün sona ererken, biz çoktan, bir mola yerinde çişimizi yapmış, domates çorbamıza yumulmuştuk bile. B şehrine, normal hava ve yol koşullarında daha beş saatlik yolumuz vardı ve ilgili muavinimiz çoktan beyaz çoraplarının bayıltıcı kokusunu biz yolcularla paylaşma fırsatını yakalamıştı. İşte tam o dakikalarda Lucifer, pek alışık olmadığı kabalıkta, aslında Yetmişler'in tarzında döşenmiş süitinde ayağından çizmelerini çıkartmakla meşguldü ve öyküde şu dakikaya kadar bir dialog geçmediğinin farkına varmış olacak ki, hala boş boş etrafı izleyen siyahlı gençlerimizden birine seslendi. Gerçi biz o muhteşem Manchester aksanıyla tükçeyi tam olarak nasıl vurguladığını bilemiyoruz ama şöyle bişey demiş olmalı:

- Himmet oğlum baksana burayağ!
- Buyrun efendimiz.
- Şu çizmeyi çıkarmazsağm, biraz sonra birinisi, kurbağya çevirmeyi düşünüyorğrum, ne değsin?
- ...

----+----+-+

- Himmet yardığm etsene evlağdım.
- Hemen efendimiz.
- Laleğ? sen de biraz çileğklke şampagnya söyle bakayım.
- İmkansız Lordum.
- Nedenmiş oğ?
- Mevsimi diil lordum.
- Himmet iki tane patlat şu kısağ! Sinirimi bozuyor.
- Emredersiniz efendimiz. Yalnız...
- Ne var oğlum?
- Hani bana artık Himmet demiyeceğinize söz vermiştiniz? Deathmorfinus diyecektiniz bana?

Himmet burda elinde mahmuzlu çizmenin teki, ağlamaklı bakmaktadır.

- Oğlum sen nerelisinnn?
- İstanbul.
- Aslen diyoğrum Himmet!
- Tokat.
- Biriniz kendine Deathmorfinus densin ister, biriniz elf ismiğle çağrılsın diye tutuşurğ. DELİ Mİ EDECEKSİNİS BENİ LAĞN SİSS!? Ay dayanamıciim yıkılın, japonlarda bile böyle özentilik göğmedim. Bir badem göze ruhlarığnı verirleridi ama bu kadar değillerdi. ay delirciim, nerdeğ viskim benim? Cezalısınız, üçünüz de, Osman, Leyla, Himmet, on beş dakika, kara sinek olacaksınıss. Hadi gidin konun helğya. marş marş.

+-+-+--------+

- Vzzzz... Vızzzttt!
- Cama vurmayı kes himmet!

Sizin de tahmin ettiğiniz üzere, bu şeytani ortamın en aptal konu kişisi Himmet'tir. Aslında satanist değildir himmet, kötü bile değildir. Gözü körolasıca kaderin bir cilvesi, bir zamanlama hatasıdır yanlızca. sadece bir saat sonra doğmuş olsa misal, zodyakta su burçlarının en eziği yengeç değil, paşalar gibi bir aslan olarak dünyaya gelecek, kendinden emin, sex düşkünü, titiz bir insan olacaktı. o zaman da uzun zamandır aşık olduğu Lale'nin peşine takılıp, satan müridi olmak yerine, kızı bi güzel düdükleyip kaçacaktı. bu durumda lale'nin sıkıntıdan bunalıma girmiş bir burjuva kızı olduğunu düşünmeyecek ve belki aşk acısı çektiği için kendisine acıyacaktık bile . ama heyhat. Lale, Etiler'deki apartman dairesinin duvarına mor pastelle " I don't belong here" yazdıktan sonra evden kaçmış, kolej mezunu, avuçlarının terlemesi dışında bir derdi olmayan sevimli bir kızımızdı.

Osman'a gelince dostlar, mola yerinde içtiğimiz harika domates çorbasının kaşarı gibi, uzadıkça uzayan bir hikayesi vardı onun. öyleki şimdi anlatmaya başlasak, az sonra gelinliğini sürüye sürüye otele arz- ı endam edecek olan ayferle, taze kocası, içtiği rakıları geğirmekte olan hüseyinin, hemen lucifergillerin yan tarafındaki süite yerleşmelerini kaçırırız vallahi. ama daha gelin kucakta odalarına girmeye çalışırlarken, Amerikan filimlerindeki gibi tökezleyecekler, hınızr hınzır güleceğiz. değil mi ya? ama şunu söyliyelim, Osman bildiğiniz kötüdür. hemde, Lucifer'a çizmelerini ters giyidirecek kadar kötü. Sadettin Teksoy'un çektiği belgeseller kadar kötü, sonsuza dek Tansu Çiller, Hülya Avşar ve Güner Ümit ile okeye dönerken fonda Serdar Ortaç'tan "jötem ille de jötem" adlı şarkıyı dinlemek kadar kötü. Daha ne diyeyim de ikna ol sayın okuyucu?
-----+-+

- daha bitmediii. gelecek sayıda çok acayip işler oluyö -


mektup at

<<< maziye bir bakıver... ......... ilerleyelim abiler >>>

gecikmelerin ve iptallerin sitesi a dön (ana sayfa oluyo yani)