|
Bölüm
- 2 Düğün sona ererken, biz çoktan, bir mola yerinde çişimizi
yapmış, domates çorbamıza yumulmuştuk bile. B şehrine,
normal hava ve yol koşullarında daha beş saatlik yolumuz vardı ve ilgili
muavinimiz çoktan beyaz çoraplarının bayıltıcı kokusunu biz yolcularla
paylaşma fırsatını yakalamıştı. İşte tam o dakikalarda Lucifer, pek
alışık olmadığı kabalıkta, aslında Yetmişler'in tarzında döşenmiş süitinde
ayağından çizmelerini çıkartmakla meşguldü ve öyküde şu dakikaya
kadar bir dialog geçmediğinin farkına varmış olacak ki, hala boş boş
etrafı izleyen siyahlı gençlerimizden birine seslendi. Gerçi biz o muhteşem
Manchester aksanıyla tükçeyi tam olarak nasıl vurguladığını bilemiyoruz
ama şöyle bişey demiş olmalı: Sizin de tahmin ettiğiniz üzere, bu şeytani ortamın en aptal konu kişisi Himmet'tir. Aslında satanist değildir himmet, kötü bile değildir. Gözü körolasıca kaderin bir cilvesi, bir zamanlama hatasıdır yanlızca. sadece bir saat sonra doğmuş olsa misal, zodyakta su burçlarının en eziği yengeç değil, paşalar gibi bir aslan olarak dünyaya gelecek, kendinden emin, sex düşkünü, titiz bir insan olacaktı. o zaman da uzun zamandır aşık olduğu Lale'nin peşine takılıp, satan müridi olmak yerine, kızı bi güzel düdükleyip kaçacaktı. bu durumda lale'nin sıkıntıdan bunalıma girmiş bir burjuva kızı olduğunu düşünmeyecek ve belki aşk acısı çektiği için kendisine acıyacaktık bile . ama heyhat. Lale, Etiler'deki apartman dairesinin duvarına mor pastelle " I don't belong here" yazdıktan sonra evden kaçmış, kolej mezunu, avuçlarının terlemesi dışında bir derdi olmayan sevimli bir kızımızdı. Osman'a gelince dostlar, mola yerinde içtiğimiz harika
domates çorbasının kaşarı gibi, uzadıkça uzayan bir hikayesi
vardı onun. öyleki şimdi anlatmaya başlasak, az sonra gelinliğini sürüye
sürüye otele arz- ı endam edecek olan ayferle, taze kocası, içtiği rakıları
geğirmekte olan hüseyinin, hemen lucifergillerin yan tarafındaki süite
yerleşmelerini kaçırırız vallahi. ama daha gelin kucakta odalarına girmeye
çalışırlarken, Amerikan filimlerindeki gibi tökezleyecekler, hınızr
hınzır güleceğiz. değil mi ya? ama şunu söyliyelim, Osman bildiğiniz
kötüdür. hemde, Lucifer'a çizmelerini ters giyidirecek kadar kötü. Sadettin
Teksoy'un çektiği belgeseller kadar kötü, sonsuza dek Tansu
Çiller, Hülya Avşar ve Güner Ümit ile okeye dönerken fonda Serdar Ortaç'tan
"jötem ille de jötem" adlı şarkıyı dinlemek kadar kötü. Daha
ne diyeyim de ikna ol sayın okuyucu?
|