böyle şeyler var.
milliyet foto galeri gibi oldu ama olsun.
tıkla daha fenalarına giğd kendini çok sildirmeden.
hürriyet.com.tr yanlışını anladı.
milliyet’in “tavuklu tecavüz” haberindeki gösterdiği gazetecilik başarısından sonra ve haber eleştirimizden önce,
hürriyet.com.tr haberindeki damacanaya tanınmaması için bant attı.

damacana artık tanınmaz halde.
teşekkür ederiz hürriyet.
çok duyarlısın hürriyet.
—-işte iki gündür geyiği dönen o kötü haber——
bu arada hürriyet.com.tr’yi yine uyarıyoruz…
artık vitrin mankenine tecavüz haberlerinde de siyah bant atsınlar mankenlere.
ayıptır, günahtır (hem de büyük günah).
penguen’deki köşede ufak görüneceğini düşündüğüm için buraya biraz daha büyüğünü koydum.
resme tıklarsanız daha da büyüğüne gidiyor, ona da tıklarsanız daha da büyüğüne…
Mişel gondri kafası yaşıyorum sürekli.
…yoksa adaptation’u yazan çarli kofmın kafası mı?
ekşi sözlük’te çok uzun süredir gördüğüm heop bkz. olarak verilmiş bir başlığa bugün anca girdik. çok da memnunun aammnekiyymm.
Bayan: Rosie Huntington-Whiteley
Dergi: Exit 2009
Editoryal: Dystopia
Foto: James Meakin
ayakkabılar yakıyye.

ne kafalar bunlar?
kavanozdaki adam: okan bayülgen hmmmmm…
düşündürücü.
ulan nerede purple blog’daki okan bayülgen’e benzeyen olivier, nerede kavanozdaki adam okan?
-abi neyin var?
-konuşan fotoğraf olayına girdim.
-abi böyle mi konuşacak fotolar?
-bilemiyorum kaan, kafam biraz karışık.
-dur abi kavanozun suyunu tazeleyelim.
çok eskilerden bi şey.
serdar tanyeli’nin stüdyosunda divarese için bacak çekiyorduk.
Bınlar da o çekimin polaroidleri.
gamalı haç çıkmış bacaklardan. çok korkutucu!
korku dolu bi deneyim:
o ne biçim nefes almak?
hele annenin 01:03′de fısıltıyla konuştuğu bi sahne var ki , altıma sıçacam bu yaşta…
blair viç’in eline veren film.
balkonda adamın duruşu… 02.54′deki acayip yaratık sesi!
497 viiv
sara da olur gibi. olurumsu.
ulan bi de hangisi tegıııın, hangisi sara? -gelişine vur topa!
musa’yla sara vardı esas bi yerli malı mardin münih hattımız.
musa sara’yı mardinlemiş miydi?- hatırlayan var mı?
ayşe arman’ın türban giymesinden sonra çağan ırmak ve akşam gazetesinden yiğit de türban giymiş.
yazı yine güzel başlayıp, felaket bir parkla bitiyor.
not: acaba yazı kurgu mu?
>>>konuyla ilgili yazı burada<<<
————</ spoiler>————–
Üstümdeki tek baskı, vintage Versace ipek gömleğimin baskısı.
———–</end spoiler>———–
ne acayip isimli bi festivaldi ya?
şehirden uzaklaşıp, uzaklaşıp sonra betonların ortasına gelmek çok kötü bir histi.
insan biraz daha yeşillik arıyor neticede.
gemliği geçtik, denizi gördük, şaşırdık, sonra devam ettik rak en kok’a girdik, daha bir şaşırdık.
çok şey var güzel olan ama beton ortam çok kötüydü.
bir de formula 1 pistinin araç indirme bindirme alanında festival düzenmek bir yandan “ya biz bi formüla 1 pisti yaptık, bi skime yaramadı. ölü yatırım oldu, dünya türkiye’nin adını duyacak diye bi goygoy yaptık, o da bi işe yaramadı. ha bu pisti ve çevresinin motor sporlarına tesis edelim desek, onu da yapmayız. zaten şehirden kopuk bir nokta, bari burada da konser yapın” demişler gibi bir ortamdı ortam.
haa kızlar güzelleşiyor, o ayrı. ama hiçbir yerde oturup kalkamıyorsun, festival ruhu da böyle olunca daha sönükleşiyor. iki sahneye mahkum kalanların festivaliydi.
Orhan Veli abimize de rispeğimizi yollayalım.
Gemliğe doğru
Denizi göreceksin;
Sakın şaşırma.
<<<Rakın Kok’la ilgili bi takım fotolar filan hafif müzik’te var. oralarda benden de bi şeyler bulabilirsiniz.>>>
original adresi:
http://www.youtube.com/watch?v=PVBKK2JK9CA
cuma gecesi yine kafalar karıştı.
bi-iki dakika geçsin, iyice açılıyor.